Çalışan kişilerin en fazla merak ettiği konu başlıkları arasında UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır soruları yer alıyor. UBGT ücreti 4857 sayılı İş Kanunu’nun 47 nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde işçilerin ulusal bayram ve genel tatil ücretleri işverence işçiye ödenir. Peki, UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır? İşte, UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır sorularının detaylı yanıtları... More
Pek çok çalışan UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır sorularına yanıt aramaya başladı. Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günlerinde çalışan işçilerin elde edeceği ücrete Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti (UBGT) denir. İşçilerin Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günlerinde çalışıp çalışmayacağı toplu iş sözleşmelerinde veya iş sözleşmelerinde kararlaştırılabilir. Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günü ücretini alabilmek için öncelikle bu günlerde çalışmış olmak lazımdır. Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri, 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da gösterilmiştir. Peki, UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır? İşte, UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır sorularının detaylı yanıtları…
UBGT nedir ve hesaplama nasıl yapılır?
Ulusal bayram ve genel tatil günleri ücretinin hesabı uygulamada çokça sorulan sorulardan biridir. Hatta iş hukukunda fazla çalışma ücretinden sonra yargıyı en çok meşgul eden uyuşmazlıklardan olduğu söylenebilir. Özellikle işçinin UBGT günlerinde çalışmadığı halde aldığı ücret ile çalışması karşılığında aldığı ücretin nasıl hesaplanacağı, fazla çalışma sayılıp sayılmayacağı, ikame izin verilip verilmeyeceği gibi durumlar işçi ve işveren ilişkisinde sık karşılaşılan sorunlardandır. Mevzuatta ücretlendirme ayrıca belirtilmiş ise de işyeri uygulaması haline gelen ve fazla çalışma ücreti gibi yapılan bir hesaplamadan nasıl dönüleceği de işveren açısından önemlidir.
UBGT ücreti çalışılmadığı halde nasıl hesaplanır?
UBGT ücreti 4857 sayılı İş Kanunu’nun 47 nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;
“Madde 47 – Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçilere, kanunlarda ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışmazlarsa, bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretleri tam olarak, tatil yapmayarak çalışırlarsa ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödenir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde işçilerin ulusal bayram ve genel tatil ücretleri işverence işçiye ödenir.” şeklinde belirtilmiştir. Yasa hükmünde açıkça belirtildiği üzere işçi UBGT günlerinde çalışmazsa o günün ücretinin aylık ücret içinde ödendiği kabul edilir. Diğer bir deyişle aylık-maktu ücretle çalışan işçi her ay aldığı ücretin içinde aslında UBGT günlerinin ücretini de almıştır, çünkü ücret 30 gün üzerinden hesaplanmıştır ki 30 günün içinde bu UBGT günü ücreti de vardır. Bununla birlikte günlük ücret ödenen işyerlerinde de UBGT günlerinde işçiye bu ücret çalışılmadığı halde ödenmelidir. İşçi, UBGT günü için çalışmadığı halde ilave ücret istememelidir.
UBGT günlerinde çalışma için işçiden onay alınmalı mıdır?
UBGT günlerinde çalışmak için 4857 sayılı İş Kanunu onay alma hükmünü 44. Maddesinde düzenlemiştir. Buna göre anılan düzenleme; “Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işyerlerinde çalışılıp çalışılmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılır. Sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde söz konusu günlerde çalışılması için işçinin onayı gereklidir.
Bu günlere ait ücretler 47 nci maddeye göre ödenir.” şeklindedir. Buradan da görüleceği üzere işçi iş sözleşmesinde bu günlerde çalışmayı iş sözleşmelerinde kabul etmişse ayrıca bir daha onay alınmasına gerek yoktur. İş sözleşmelerinde bu şekilde onay alınması unutuldu ise iş sözleşmesine ek protokol ile muvafakat alınabilir. Peki bu günlerde işçinin işe gelmemesi halinde durum ne olacaktır? İşçi eğer iş sözleşmeleri veya ek protokolle UBGT günlerinde çalışmaya onay vermişse işe gelmesi gerekmektedir. Mazeretsiz bir şekilde bu günlerde işçinin işe gelmemesi halinde işverence haklı nedenle fesih imkanı bulunmaktadır. Ancak haklı feshin 6 iş günü içerisinde gerçekleşmesi gerekmektedir. Yargıtay burada hem 6 iş günlük süreye hem de genel tatil günlerinde işe gelmemenin mazeretsiz olması halinde işverenin haklı feshine itibar etmiştir. Zira işçinin muvafakatine rağmen mazeretsiz işe gelmemesi 4857 sayılı İş Kanunu 25/II-g’ye göre haklı fesih sebebidir. (Yarg.22.H.D.05.04.2014 tarih ve 2013/8617 E ve 2014/8159 K)
UBGT günleri hangi günlerdir ve çalışılması halinde nasıl ücretlendirilir? Bordroda nasıl gösterilir?
2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 2 nci maddesinde, resmi ve dini bayram günleriyle yılbaşı gününün genel tatil günleri olduğu açıklanmıştır. Buna göre; genel tatil günleri 1 Ocak, 23 Nisan, 1 Mayıs, 19 Mayıs, 15 Temmuz, 30 Ağustos, Arife günü saat 13.00’da başlanan üç buçuk günlük Ramazan Bayramı ve Arife günü saat 13.00’de başlayan dört buçuk günlük Kurban Bayramı günlerinden olmak üzere toplam 14 günden oluşur. Ulusal bayram günü ise 28 Ekim saat 13.00’ten itibaren başlayan 29 Ekim günü de devam eden bir buçuk gündür. Tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmanın varlığı halinde yukarıda sayılan günler nedeniyle en fazla toplam 15,5 gün üzerinden hesaplama yapılmalıdır.
UBGT günleri yukarıda belirtilen 15,5 gündür ve işçiye bu günlerde çalışılmaması halinde normal ücreti ödenmelidir (ki işçinin her ay aldığı ücretin içinde bu ücret de bulunmaktadır). İşçi ayrıca bu günlerde çalışmış ise yasa koyucu 4857 sayılı İş Kanununun 47. Maddesinde de bunu açıkça belirtmiştir. İşçi bu günler için ilave bir gün ücrete daha hak kazanacaktır. Dikkat edilirse bu günler için çalışılması karşılığı fazla çalışma ücreti olarak saat başına %50 zamlı olarak değil ilave 1 gün ücret olarak hesap yapılacaktır. Örnek vermek gerekirse; işçi mayıs ayında 1 Mayıs günü çalışmamış, 19 Mayıs günü çalışmış olsun. Bu işçinin aylık maktu ücreti iş sözleşmesine göre aylık brüt 6.000,00 TL olsun. İşçi 6.000,00 TL’yi 30 günün çalışmasına karşılık almaktadır. İşçi 1 Mayıs’ta çalışmadığı için bu ücretin içinde çalışılmayan UBGT ücreti ile 19 Mayıs gününün normal ücreti de mevcuttur. İşçi 19 Mayıs’ta ayrıca çalıştığı için ilave bir günün ücreti daha ödenmelidir. İşçinin günlük ücreti 200,00 TL’dir (6.000,00 TL /30). İşçi 19 Mayıs için ayrıca 200,00 TL daha almalıdır ve işçinin ücreti ve bordrosu şöyle olmalıdır:
Normal ücret = 6.000,00 TL
Genel tatil ücreti =+ 200,00 TL
Toplam = 6.200,00 TL
Görüldüğü üzere UBGT günlerinde çalışma ücreti ilave 1 yevmiyedir ve fazla çalışma ücreti ile karıştırılmamalıdır. Yasa koyucu bu günleri tatil ettiği için işçinin çalışmaması esastır. Eğer işçi bu günlerde 1 saat bile çalışsa ilave bir ücret ödenmelidir. Yargıtay; “Ulusal bayram ve genel tatil çalışması bakımından da davacının tatil gününde sadece bir saat çalışması sebebiyle, bir saat çalışma karşılığı ücret hesaplanmış ise de söz konusu tatilin de kesintisiz kullandırılması gereklidir. Tatil gününde bir saat çalışılmış ise de çalışma karşılığı ücretin, bir günlük yevmiye tutarında ödenmesi gereklidir.” şeklinde hükmü doğrultusunda işçiye tam gün çalışmış gibi ücret ödenmesi gerekir. (Yarg. 22. H.D. 15.12.2015 tarih ve E.2014/23997 K.2015/34572) Detaylıca belirtildiği üzere işçiye tam gün ücret ödenmesi gerekmekte olduğu yönündeki hesabı işverenlerin uygulamada saat üzerinden yaptığı da görülmektedir. Örneğin haftanın 5 günü günlük 9 saat çalışılan işyerinde işverenlerin işçiye 1 saat veya 7,5 saat gibi ücret ödediği görülmektedir. Ancak bu usul yanlıştır. Doğru hesap işçinin aylık brüt ücretinin 30’a bölünmesi suretiyle günlük ücretinin bulunması ve ilave 1 günlük daha ücret ödenmesidir.
Diğer önemli bir konu ise UBGT günü ile hafta tatili gününün aynı güne denk gelmesi halinde ve işçinin bu gün çalışması halinde ücretlendirmenin nasıl yapılacağıdır. UBGT günlerinde işçinin çalışmasına karşılık ilave 1 günlük ücret verilmesine karşılık hafta tatilinde çalışması halinde ise işçinin fazla çalışma yaptığı kabul edilerek saat başına düşen ücreti %50 zamlı ödenmektedir. Yargıtay burada işçi lehine yorum ilkesini göz önünde tutarak hafta tatili ücretinin verileceğini ayrıca ilave bir günlük ücret verilmemesine karar vermiştir. Aksi halde mükerrer hesap yapılmış olacaktır.(Yarg. 9.H.D. 10.12.2015 tarih ve 2014/21706 E. 2015/35058 K.)
UBGT günlerinde çalışıldığının ispat yolları nelerdir?
UBGT günlerinde çalışıldığı yönünde asıl ispat koşulu imzalı işe giriş-çıkış (puantaj) kayıtları, parmak okuma, kart basma kayıtlarıdır. Ancak uygulamada bu kayıtların genel olarak bulunmadığı bilinen bir gerçektir. Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür, işçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde işçi, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispat edebilir.
Ulusal bayram ve genel tatillerde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bununla birlikte, işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. İmzalı ücret bordrolarından, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından daha fazla çalışıldığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin alacağının bordroda görünenden daha fazla olduğu yönünde bir ihtirazi kaydının bulunması halinde, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıt taşımaması durumunda dahi, işçinin bordroda yazılı olanın dışında ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının yapıldığını yazılı delille kanıtlaması imkan dahilindedir.
Farklı çalışma saatlerinde UBGT günleri sonradan nasıl hesaplanır?
UBGT günlerinde çalışılması halinde ilave bir günlük ücret ödeneceği yukarıda izah edilmişti. Yine de sonradan yargıya intikal eden başvurularda tanık anlatımlarıyla UBGT ücreti bilirkişiler marifetiyle hesaplanıp Mahkemelere sunulmaktadır. Ancak normal çalışma düzeni haricinde farklı çalışma şekillerinde UBGT ücreti oransal olarak hesaplanmaktadır. Şöyle ki; 24 saat çalışıp 48 saat dinlenen, 24 saat çalışıp 24 saat dinlenen bir çalışma düzeninde UBGT ücretleri farklı hesaplanmaktadır. Çünkü işçilerin hangi UBGT günlerinde çalıştığı belli olmadığından haftalık bazda UBGT günlerinde çalışma olasılığı dikkate alınarak yargı bu konuya da çözüm üretmiştir. Buna göre;
-24 saat çalışıp 24 saat dinlenen işçi için UBGT günü ücreti ½ oranında,
-24 saat çalışıp 48 saat dinlenen işçi için UBGT günü ücreti 1/3 oranında,
-12 saat çalışıp 24 saat dinlenen işçi için UBGT günü ücreti 2/3 oranında,
-12 saat çalışıp 36 saat dinlenen işçi için UBGT günü ücreti ½ oranında çalışmış kabul edilecektir.
UBGT günlerinde çalışılması halinde sonradan izin verilebilir mi?
4857 sayılı İş Kanunu 41/4. Maddesinde fazla çalışma yapan işçinin isterse ücret isterse serbest zaman kullanabileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı husus UBGT günü çalışmasında geçerli değildir. Zira bu konuda yasal düzenleme emredicidir ve ilave 1 günlük ücret ödenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yine de uygulamada işverenlerin ücret ödeme yerine sonraki haftalarda işçilere izin verdiği görülmektedir. Yargı ise işçilere bu günlerde çalışmasına karşılık ilave birer günlük ücret verilmesini, işçilere ayrıca verilen izinlerin ise idari izin olarak adlandırılacağını belirtmiştir. (Yarg. 9. H.D. 15.01.2018 tarih ve 2015/26859 E. 2018/84 K.) Bu konuda işverenlerimizin dikkatli olması gerekmektedir.
UBGT günlerinde çalışılması halinde fazla çalışma ücreti oranında ücretlendirmek doğru mudur? İşyeri uygulaması varsa nasıl yasa hükmüne doğru geçiş yapılır?
UBGT günlerinde çalışılması halinde fazla çalışma ücreti oranı olan %50 zamlı ücret ödenmesi esas olarak doğru değildir. İşverenler ancak iş sözleşmelerine hüküm kurmak kaydıyla bu günlerde çalışılması halinde ilave 1 ücret yerine 1,5 günlük ilave ücret verebilir. Bununla birlikte uygulamada işverenlerin bu durumu bilmemesinden/hatasından dolayı yıllarca işçilere 1,5 ilave yevmiye ödediği de görülmektedir. İşverenlerin bu durumu sonradan öğrenerek ilave 1 ücret uygulamasına geçmesi ise kolay olmayacaktır. Bu durumda 1,5 ilave ücret artık işyeri uygulaması halini almıştır. İşverenler bu işyeri uygulamasından tek taraflı vazgeçemezler, işçilerin açık muvafakatlerinin yazılı olarak alınması şarttır.
UBGT ücreti ücrete dahil olabilir mi?
UBGT günlerinde çalışılmasına karşılık ilave 1 günlük ücret ödeneceğinin amir hüküm olduğu yukarıda açıklanmıştı. Uygulamada ise iş sözleşmelerine konulan hükümle işçilere ilave 1 günlük ücretin ödenmesi yerine bu ücretin işçinin aylık brüt ücretinin içinde olacağı yönünde hükümler konulduğu görülmekte ise de bu uygulama geçerli değildir. Yargıtay iş sözleşmelerinde yer alan bu düzenlemelere itibar etmeyerek ayrıca birer günlük ilave ücret ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir. (Yarg. 9. H.D. 03.07.2012 tarih ve 2011/42279 E. 2012/25869 K., Yarg. 9. H.D. 03.07.2012 tarih ve 2012/1140 E. 2012/25973 K.)
ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) tarafından Çarşamba günü yapılan resmi açıklamada, geri çağırma kapsamına 550 bin 7 aracın girdiği belirtildi. Söz konusu karar, belirli 2021-2024 model yıllarına ait Highlander ve Highlander Hybrid model araçları kapsıyor. İncelemeler sonucunda, bu araçların ikinci sıra koltuk arkalıklarının ayar sırasında yerine tam olarak kilitlenemediği tespit edildi. Bu durumun, olası bir kaza anında yolcuların güvenliğini tehlikeye atabileceği ve yaralanma riskini önemli ölçüde artırabileceği kaydedildi. Koltuk mekanizmasındaki teknik hata ve çözüm süreci NHTSA tarafından detaylandırılan teknik raporda, araçların ikinci sıra koltuklarında bulunan koltuk arkalığı yatırma tertibatındaki bir arıza üzerinde duruluyor. Belirlenen modellere ait mekanizmalarda yer alan geri dönüş yaylarının, kullanım sırasında kilitlenme işlevini yerine getirmeyebildiği ifade edildi. Bu durumun sürüş güvenliğini doğrudan etkileyebileceği vurgulanırken, Toyota'nın söz konusu güvenlik açığını gidermek için kapsamlı bir onarım programı başlattığı bildirildi. Şirket, yetkili servisler aracılığıyla gerçekleştirilecek olan bu operasyonda, sorunlu olduğu tespit edilen koltuk arkalığı yatırma tertibatlarındaki geri dönüş yaylarını yenileriyle değiştirecek. Geri çağırma işlemi kapsamında yapılacak tüm parça değişimleri ve işçilik hizmetleri, araç sahiplerine herhangi bir ek maliyet yansıtılmadan, tamamen ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Araç sahiplerine yönelik bilgilendirme sürecinin kısa süre içinde resmi kanallardan başlatılması bekleniyor. Otomotiv sektöründe güvenlik denetimleri ve Toyota'nın pazar konumu Son yıllarda küresel otomobil pazarında artan teknolojik karmaşıklık ve sıkılaşan güvenlik denetimleri, üreticilerin büyük ölçekli geri çağırma kararlarını daha sık duyurmasına neden oluyor. Toyota’nın bu son hamlesi, özellikle markanın en popüler SUV modellerinden biri olan Highlander üzerindeki kalite kontrol süreçlerini yeniden gündeme taşıdı. Kuzey Amerika pazarı, Toyota için kritik bir öneme sahip olduğundan, şirketin bu tür güvenlik risklerine karşı hızlı aksiyon alması, marka sadakati ve tüketici güvenini koruma stratejisi olarak değerlendiriliyor. Piyasa uzmanları, bu tür geri çağırma operasyonlarının kısa vadede maliyetleri artırsa da, uzun vadede markaların hukuki sorumluluklarını azaltması ve güvenlik imajını güçlendirmesi açısından kritik olduğunu vurguluyor. Gelecek dönemde benzer teknik incelemelerin diğer pazarlara da yansıyıp yansımayacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor. Bu gelişmenin ardından Toyota hisselerinin piyasa performansı ve tüketici geri bildirimleri, otomotiv sektöründeki genel kalite standartları tartışmalarını da beraberinde getirebilir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki çatışmaların sona ermek üzere olduğuna dair yaptığı açıklamaların ardından, değerli metalin ons fiyatında belirgin bir artış kaydedildi. Comex piyasasında Mart vadeli altın sözleşmeleri, Dow Jones endeksi verilerine göre yüzde 2,7 oranında değer kazanarak 5.229 dolar seviyesine tırmandı. Gümüş vadeli işlemleri ise aynı dönemde yüzde 6’lık sert bir yükselişle altına eşlik etti. Normal şartlarda jeopolitik risklerin azaldığı dönemlerde satış baskısı altında kalması beklenen altının, de-eskalasyon (gerilimin düşmesi) mesajları verilirken yükselmesi piyasa analistleri tarafından "beklentilerin aksine bir hareket" olarak nitelendiriliyor. Risk iştahındaki artış ve dolar endeksindeki geri çekilme Altın fiyatlarındaki bu sıra dışı yükseliş, küresel piyasalardaki genel risk iştahının artması ve riskli varlıklara yönelimin güçlenmesiyle ilişkilendiriliyor. ADM Investor Services Başekonomisti Marc Ostwald, konuya ilişkin değerlendirmesinde, değerli metallerdeki bu hareketin hisse senedi piyasalarındaki yükselişle paralel bir "risk açık" (risk-on) iştahının parçası olduğunu ifade etti. Jeopolitik gerilimin düşmesiyle birlikte enerji maliyetlerinde yaşanan rahatlama, küresel ekonomiye dair olumlu beklentileri destekleyerek varlık fiyatlarını yukarı çekiyor. Diğer taraftan, ABD dolarının diğer para birimleri karşısındaki değerini ölçen DXY dolar endeksinin, petrol fiyatlarındaki düşüşe paralel olarak gerilemesi altını destekleyen bir diğer unsur oldu. ABD doları ile altın fiyatları arasındaki geleneksel ters korelasyonun çalışması, doların zayıfladığı bu süreçte değerli metalin elini güçlendirdi. Başkan Trump’ın İran’daki operasyonların "büyük ölçüde tamamlandığına" dair sosyal medyaya yansıyan ifadeleri, piyasada ilk etapta belirsizliğin azaldığına dair bir iyimserlik yaratsa da, bu durumun kalıcılığı faiz politikalarına yönelik beklentilere bağlı görünüyor. Merkez bankalarının alımları ve altın fiyatlarını etkileyen unsurlar Piyasadaki anlık jeopolitik gelişmelere ek olarak, fiziksel altın talebindeki kurumsal süreklilik fiyatların desteklenmesinde kritik bir rol oynuyor. Çin Merkez Bankası’nın (PBoC) resmi verilerine göre, banka Şubat ayında üst üste 16. ayında da altın rezervlerini artırmaya devam etti. Çin’in toplam altın rezervlerinin 74,2 milyon onsa ulaşması, merkez bankalarının portföylerini çeşitlendirme stratejisinin sürdüğünü ve bu durumun fiyatlar için uzun vadeli bir destek seviyesi oluşturduğunu kanıtlıyor. Ekonomist Marc Ostwald’a göre, piyasalardaki mevcut atmosfer her ne kadar iyimser görünse de riskler tamamen ortadan kalkmış değil. Gerilimin yeniden tırmanması durumunda petrol fiyatlarının tekrar yükselişe geçebileceği ve bunun da merkez bankalarının faiz indirimlerini askıya almasına neden olabileceği vurgulanıyor. "Yüksek faiz, uzun süre" (higher-for-longer) senaryosunun geri dönmesi, normal şartlarda altın fiyatları üzerinde baskı oluşturabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Özetle, altın fiyatları kısa vadede jeopolitik manşetler ve doların seyriyle yön bulsa da, uzun vadeli projeksiyonlarda küresel para politikaları ve merkez bankası rezerv yönetimi hamleleri belirleyici olmaya devam edecektir.
Dünyanın en büyük kripto parası, son 24 saat içinde yüzde 0,7 değer kaybederek 69.922 dolar seviyelerinden işlem görüyor. Yatırımcıların Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmeleri ve bugün açıklanacak olan ABD enflasyon verilerini yakından takip etmesi, piyasalarda temkinli bir bekleyişe yol açtı. Bitcoin’deki bu aşağı yönlü ivme diğer dijital varlıklara da yansırken; Ethereum yüzde 1,4, XRP ise yüzde 0,4 oranında değer kaybı yaşadı. Piyasalardaki bu geri çekilme, küresel finans piyasalarındaki genel düşüş eğilimiyle paralellik gösteriyor. Küresel piyasalar ve Bitcoin fiyatı üzerindeki makroekonomik baskılar Dijital varlıklardaki değer kaybı, geleneksel finans piyasalarındaki satış baskısını takip ediyor. Salı günü Dow Jones endeksi yüzde 0,1 oranında sınırlı bir düşüşle kapanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,2 değer kaybetti. Özellikle İran ile ilgili askeri sürece dair net bir takvimin ortaya çıkmaması, risk iştahını baskılayan temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı dönemlerde yatırımcıların riskli varlıklardan uzaklaşma eğilimi, kripto para birimleri üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Öte yandan piyasa aktörleri, bugün açıklanacak olan Şubat ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) raporuna odaklanmış durumda. Bu rapor, enflasyonun ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikası üzerindeki olası etkilerini anlamak açısından kritik bir önem taşıyor. Enflasyon verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesi durumunda, Fed'in sıkı para politikası duruşunu koruyabileceği endişesi kripto para birimlerindeki volatiliteyi artırabilir. Fed faiz kararı beklentileri ve kripto piyasasında görünüm ABD Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) 17-18 Mart tarihlerinde yapacağı toplantıda faiz indirimi ihtimali, CME FedWatch aracına göre yüzde 1'in altında seyrediyor. Buna rağmen, kripto para yatırımcıları enflasyon raporunu ABD para politikasının izleyeceği yolu tahmin etmek için dikkatle inceliyor. Tarihsel olarak faiz oranları ile dijital varlık fiyatlarının ters yönde hareket etme eğilimi, enflasyon verisini kripto para ekosistemi için en önemli makroekonomik değişkenlerden biri haline getiriyor. Yüksek seyreden faiz oranları, yatırımcıları daha güvenli limanlara yönlendirirken Bitcoin fiyatı gibi riskli varlık sınıfları üzerinde likidite baskısı yaratıyor. Piyasa analistleri, enflasyonda kalıcı bir yavaşlama sinyali gelmedikçe kripto varlıklardaki yükselişin sınırlı kalabileceğini değerlendiriyor. Sonuç olarak, Orta Doğu’daki askeri gerilimin seyri ve Fed’in faiz patikasını belirleyecek olan veriler, kısa vadede kripto piyasasının yönünü tayin edecek ana unsurlar olmaya devam edecektir.
Küresel gösterge olan Brent petrol vadeli işlemleri yüzde 5 artışla varil başına 92,47 dolara ulaşırken, Batı Teksas türü (WTI) ham petrol vadeli işlemleri ise günün erken saatlerinde yüzde 5,8 değer kazanarak 88,27 dolardan işlem gördü. Piyasalardaki bu hareketlilik, enerji devleri Exxon, Chevron ve Occidental Petroleum hisselerinin de açılış öncesi işlemlerde yukarı yönlü bir ivme kazanmasına yol açtı. Fiyatlardaki artışta, bölgedeki jeopolitik risklerin yanı sıra IEA'nın tarihindeki en büyük rezerv boşaltma hamlesine hazırlandığına yönelik raporlar belirleyici oluyor. Hürmüz Boğazı'nda askeri hareketlilik ve arz güvenliği endişeleri Hürmüz Boğazı’nda tırmanan askeri hareketlilik, küresel petrol arzına yönelik endişeleri zirveye taşıyarak fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. ABD Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, Salı geç saatlerde Hürmüz Boğazı yakınlarında İran’a ait 16 mayın döşeme gemisinin etkisiz hale getirildiği bildirildi. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı boğaza mayın döşenmesinin "daha önce görülmemiş düzeyde" askeri sonuçlar doğuracağı yönündeki uyarısının ardından geldi. Bölgedeki riskler sadece askeri müdahalelerle sınırlı kalmıyor; Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) bir kargo gemisinin tanımlanamayan bir cisimle vurulduğunu, gemide yangın çıktığını ve mürettebatın tahliye edildiğini duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise Salı günü yaptığı açıklamada, boğazdan tek bir litre petrolün bile geçişine izin verilmeyeceğini ifade ederek gerilimi tırmandırdı. Ancak gemi takip verileri, İran’ın Çin başta olmak üzere bazı sevkiyatlara devam ettiğini gösteriyor. Bölgedeki bu volatilite, piyasa oyuncularının arz güvenliği konusundaki fiyatlamalarını doğrudan etkiliyor. Küresel piyasalarda IEA rezerv kararı ve enerji arzı beklentileri Uluslararası Enerji Ajansı'nın 32 üye ülkesinin, bugün tarihin en büyük petrol rezervi hamlesini karara bağlaması bekleniyor. Wall Street Journal'ın haberine göre IEA, piyasaları dengelemek amacıyla 400 milyon varillik bir acil durum rezervini serbest bırakmayı planlıyor. Her ne kadar bu hacimdeki bir arzın fiyatları aşağı çekmesi beklense de, piyasa aktörleri organizasyonun elindeki 1,2 milyar varillik kamu stokunun ve 600 milyon varillik zorunlu ticari envanterin daha büyük bir kısmının devreye alınması ihtimalini de yakından takip ediyor. Hafta boyunca petrol piyasalarında gözlemlenen değişimler, ekonomik verilerden ziyade hızlı gelişen manşetler ve stratejik açıklamalarla yön buluyor. WTI fiyatlarının hafta başında 120 dolar sınırına yaklaştıktan sonra 76 dolar seviyelerine kadar gerilemesi ve ardından yeniden toparlanması, piyasanın ne denli volatil bir yapıya büründüğünü teyit ediyor. Özellikle Washington’dan gelen çelişkili açıklamalar yatırımcıların temkinli duruşunu sürdürmesine neden oluyor. Gelecek dönemde, bölgedeki askeri gerilimin seyrinin ve IEA'nın alacağı somut kararların petrol fiyatlarındaki ana trendi belirlemesi, enerji maliyetlerindeki artışın ise küresel enflasyon beklentilerini yeniden şekillendirmesi öngörülüyor.
SUS’un Finans Direktörü Nick Wu, “Apple’ın tarihsel olarak oldukça premium fiyatlandırma stratejisi göz önüne alındığında, bu kadar uygun fiyatlı bir ürün piyasaya sürmesi tüm pazar için gerçekten büyük bir sürpriz” dedi A. Bu ifade, Seeking Alpha tarafından yayımlanan kazanç toplantısı (earnings call) transkriptine dayanıyor. Wu’nun sözleri toplantıda bulunan bir tercüman tarafından İngilizceye çevrildi. Wu, MacBook Neo’nun yalnızca 8 GB RAM gibi bazı sınırlı teknik özelliklere sahip olduğunu ve bunun belirli uygulamaların kullanımını etkileyebileceğini düşündüğünü söyledi. Ancak MacBook Neo incelemesi yapan Patrick Tomasso, dizüstü bilgisayarda DaVinci Resolve ve Final Cut Pro’da 4K video oynattı, Adobe Lightroom’da fotoğraf düzenledi ve Google Chrome’da birçok sekme kullandı. Tüm bunları herhangi bir sorun yaşamadan gerçekleştirdi. Hatta çoğu inceleme MacBook Neo’nun performansını övdü. Wu’ya göre Apple, MacBook Neo’yu daha çok tablet benzeri “içerik tüketimi” odaklı bir cihaz olarak konumlandırıyor gibi görünüyor. “Tabii ki tüm işleri yapamayacağı anlamına gelmiyor, ancak kullanıcı deneyimi ve donanım sınırlamaları göz önüne alındığında deneyimin ana akım ürünlerden önemli ölçüde farklı olduğunu düşünüyorum,” dedi. Buna rağmen Wu, PC endüstrisinin MacBook Neo’nun piyasaya çıkışını “çok ciddiye aldığını” söyledi. “Microsoft, Intel ve AMD gibi üst tedarikçiler dahil tüm PC üreticilerinin bu konuyu çok ciddiye aldığını ve tüm PC ekosisteminde bu ürünle nasıl rekabet edileceğini ciddi şekilde tartıştıklarını düşünüyorum,” dedi Wu. “Tüm PC ekosistemi Apple ile rekabet etmek için karşılık verecek ürünler piyasaya sürecek.” Sonuç olarak Wu, MacBook Neo’nun PC pazarındaki gerçek etkisinin henüz net olmadığını söyledi. “Pazardaki rekabetin nihai sonucunu tahmin etmek zor,” dedi. “Daha fazla zamana ihtiyacımız var.” MacBook Neo’nun piyasaya çıkışıyla birlikte rekabet için geri sayım resmen başlamış durumda.
Xpeng, ikinci nesil P7’nin fiyatlarını açıkladı. 800V mimarisi üzerine geliştirilen elektrikli sedan, 219.800 yuan’dan (yaklaşık 30.750 dolar) başlayan etiketle satışa sunuldu. Selefi Avrupa’da da satıldığı için yeni P7’nin de bir süre gecikmeyle Avrupa pazarına gelmesi bekleniyor. Xpeng P7, özellikleriyle neler sunuyor Yeni Xpeng P7, Çin’de dört farklı donanım seviyesiyle satışa sunuluyor. Ayın başında tanıtılan model, yüksek şarj gücü, uzun menzili ve büyüyen boyutlarıyla dikkat çekiyor. 800V altyapısı sayesinde 486 kW’a kadar şarj 5C desteği sunan sedan, Çin CLTC ölçümlerine göre 820 kilometreye varan menzil vadediyor. Xpeng, yalnızca 10 dakikada 525 kilometrelik menzil kazandırabildiğini, yüzde 10’dan yüzde 80’e şarjın ise 11,3 dakikada tamamlandığını iddia Yeni P7; 5,02 metre uzunluğu, 1,97 metre genişliği ve 3 metrelik aks mesafesiyle selefinden 12 cm daha büyük. Markanın en güncel Xmart Face tasarım dilini benimseyen şık bir liftback olarak karşımıza çıkıyor. Ön bölümde ince bir LED şerit ve aydınlatmalı Xpeng logosu dikkat çekiyor. Tampondaki aktif hava girişi ise sürtünmeyi azaltmak için kapatılabiliyor. P7’nin tasarımındaki diğer öne çıkan unsurlar arasında akıcı bir tavan çizgisi, gövde içine gizlenebilen kapı kolları ve aktif arka spoyler bulunuyor. Tüm bu detaylar sayesinde otomobilin hava sürtünme katsayısı yalnızca 0,201 Cd seviyesinde. İç mekânda ise tamamen yüksek teknolojiye odaklanılmış. Hareket edebilen (15 derece sağ-sol, 10 derece aşağı-yukarı) 15,6 inçlik dokunmatik ekranın yanı sıra Huawei teknolojisiyle geliştirilen 87 inçlik artırılmış gerçeklik özellikli devasa head-up display öne çıkıyor. Ayrıca yapay zekâ destekli sesli asistan ve Xpeng’in kendi geliştirdiği üç Turing AI çipi (toplam 2.500 TOPS işlem gücü) de sisteme entegre edilmiş. Bu çipler sadece bilgi-eğlence ve navigasyon için değil, Seviye 3 otonom sürüş özellikleri için de kullanılıyor. 23 hoparlörlü ses sistemine sahip olan model, 575 litre bagaj hacmine sahip. Arka koltuklar katlandığında bu değer 1929 litreye kadar çıkıyor. Ayrıca ön tarafta da 57 litrelik bir depolama alanı (frunk) mevcut. Elektrikli sedan, 74,9 kWsa LFP ve 92,2 kWsa NMC olmak üzere iki batarya seçeneğiyle geliyor. Versiyona göre menzil 702 ila 820 kilometre arasında değişiyor. Arkadan itişli baz model 270 kW güç sunarken, çift motorlu dört çeker versiyon 437 kW’a ulaşıyor ve 0’dan 100 km/s’ye sadece 3,7 saniyede çıkıyor. Konfor tarafında ise standart olarak sunulan çift körüklü havalı süspansiyon devreye giriyor. Xpeng, sedanı dört farklı versiyonla satışa çıkarıyor: P7 720 olarak adlandırılan giriş versiyon, büyük bataryaya sahip P7 820, çift motora sahip dört tekerlekten çekişli P7 750 AWD ve kısa süre önce tanıtılan makas kapılı (yukarı doğru açılan kapılar) özel AWD versiyonu. Bu özel versiyon, Çin'de 42.200 dolarlık fiyat etiketine sahip. Avrupa’da satışa sunulması neredeyse kesin gözüyle bakılsa da, Çinli elektrikli araçlara getirilen ek gümrük vergileri ve ithalat maliyetleri nedeniyle fiyatların Çin’e kıyasla oldukça yüksek olması bekleniyor.