Tarık Akan öldü mü sorusu nostalji yayınları kapsamında eski Türk filmlerinin yeniden vizyona girdiği ve televizyonlarda yayınlandığı bu günlerde dönemin usta oyuncuları internette arama konusu oldu. Tarık Akan öldü mü, yaşıyor mu? sorusunun cevabı oldu. Yeşilçam'ın usta oyuncu Tarık Akan'ın oynadığı filmleri izleyen vatandaşlar sanatçının yaşayıp, yaşamadığını merak etti. Peki Tarık Akan öldü mü, yaşıyor mu? More
Tarık Akan’ın filmleri televizyon kanallarında yayınlanmaya devam ettikçe izleyiciler de usta sanatçı hakkında bilgileri de merak ediyorlar.
Tarık Tahsin Üregül ya da sahne adıyla Tarık Akan (13 Aralık 1949, İstanbul – 16 Eylül 2016, İstanbul), Türk oyuncu, yapımcı ve yazar.
13 aralık 1949 doğumlu oyuncu, bir süre tedavi gördüğü rahatsızlığının ardından hayatını 16 Eylül 2016’da kaybetmişti.
Tarık Akan hayatı
Asıl adı, Tarık Tahsin Üregül olan oyuncu 13 Aralık 1949 yılında İstanbul’da bir abla ve bir ağabeyden sonra üçüncü çocuk olarak doğmuştur. Akan, bir dönem subay olan babası Yaşar Üregül’ün görevi nedeniyle Erzurum, Dumlupınar’da yaşamıştır. Babasının başka bir yere tayini üzere Kayseri’ye taşındılar ve Akan ilkokulunu da burada tamamladı. Babasının emekliliği üzerine İstanbul’a tekrar taşındılar ve Bakırköy’e yerleştiler. Bakırköy’e taşındıktan sonra ortaokul ve liseyi burada tamamlamıştır. Lise’yi bitirdikten sonra, Yıldız Teknik Üniversitesi’ne girdi ve burada makine mühendisliği bölümünü okudu. Sinemaya geçmeden önce Bakırköy’deki plajlarda can kurtaranlık yapmaya başladı. Aynı zamanda sokaklarda işportacılık da yapmaya başladı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, Makina Mühendisliği okuduktan sonra Gazetecilik Yüksek Okulu’na girdi ve bu okuldan mezun oldu. 1969 yılından sonra, 1970 yılında Ses dergisinin düzenlediği Sinema Artist Yarışması adlı yarışmaya katılarak birinci oldu. Yarışmada birinci olduktan sonra 1971 yılında ilk kez Filiz Akın ve Ekrem Bora’nın başrol oynadığı sinema filmi Emine ile oyunculuk kariyeri başlamış oldu. 1979 yılında askerlik görevini yedek subay olarak Denizli’de yaptı. Sinemacılığın kötü gittiği 1978-1981 yılları arasında ticari taksi alarak kiralama sistemi ile ticaret hayatına devam etti. Tarık Akan, 1980 yılında 12 Eylül Darbesi’nde 12 yıl hapis cezası ile yargılanmış ancak 2.5 ay hücre hapsi cezası almıştır. 7 Ağustos 1986 tarihinde Yasemin Erkut ile evlenmiştir. Bu evlilikten 1986 yılında Barış Zeki Üregül dünyaya gelmiştir. Ardından 1988 yılında ikiz olan Yaşar Özgür ile Özlem dünyaya gelmişlerdir. 1991 yılında Bakırköy’de olan Taş Mektep adlı ilkokulun ortaklarından birisi olmuştur.
KARİYERİ
Kariyeri
1970-1976: İlk yıllar, Büyük başarı ve Şöhret
Tarık Akan 1970 yılında Ses dergisinin düzenlediği Sinema Artist Yarışması’na katılarak birinci olmuş, daha sonra oyunculuk kariyeri başlamıştır. Tarık Akan, 1971 yılında Mehmet Dinler’in yönettiği Fatma Girik ve Münir Özkul’un başrolleri paylaştığı Solan Bir Yaprak Gibi adlı filmde Murat karakterini canlandırarak Yeşilçam’a adımını atmıştır.[1] 1972 yılında vizyona giren diğer filmi, Beyoğlu Güzeli adlı filmde Hülya Koçyiğit ile başrolde oynamıştır. Ertem Eğilmez ile ilk kez çalışırken, aynı zamanda 1970’li yıllarda kendisiyle eşleşmiş olan “Ferit” adlı karakteri oynadığı ilk filmidir. 1971 yılında Vefasız ve Melek mi, Şeytan mı? adlı filmlerde yer almıştır. 1972 yılında ise ilk olarak Sisli Hatıralar adlı filmde Türkân Şoray ile başrol oynamıştır. Ardından Azat Kuşu ve Kaderimin Oyunu adlı filmlerde oynamıştır. Aynı yıl ilk romantik-komedi filmi olan Mehmet Dinler’in yönettiği Suçlu adlı filmde Fatma Belgen ile başrol oynamıştır. İlk büyük başarısı bu filmle olmuştur. Filmde oynayan Akan, 1973 yılında Altın Portakal Film Festivali’nde En iyi Erkek Oyuncu ödülünü almıştır. Ardından Yeşilçam’ın büyük talep gören oyuncuları arasına girmiştir. Yakışıklılığı, uzun boyu, giyim tarzı ve saç stiliyle aranan oyuncu haline gelmiş ve kısa zamanda büyük bir ilerleme kat etmiştir. Bu başarısının ardından Para, Aşkların En Güzeli ve Üç Sevgili adlı filmlerde oymamıştır. 1972 yılında Hülya Koçyiğit, Adile Naşit, Münir Özkul ve Hulusi Kentmen gibi büyük oyuncuların yer aldığı Sev Kardeşim adlı filmde oynamıştır. Aynı yıl Kemal Sunal ile birlikte oynadığı ve Sunal’ın ilk filmi olan Tatlı Dillim adlı filmde Filiz Akın ile başrol oynamıştır. Filmde Halit Akçatepe, Metin Akpınar, Zeki Alasya ve Münir Özkul gibi oyuncular da yer almıştır. 1972 yılında oynadığı son film olan Feryat adlı film ise Emel Sayın ile ilk defa başrol oynadığı film olmuştur. 1973 yılına gelindiğinde ilk olarak Yeryüzünde Bir Melek adlı filmde oynamıştır. Ardından Necla Nazır ile birlikte başrol oynadığı Umut Dünyası adlı filmde yer almıştır. Daha sonra Emel Sayın ile birlikte Yalancı Yarim adlı filmde başrol oynamıştır. 1973 yılında Halit Akçatepe ve dönemin çocuk oyuncusu olan Kahraman Kıral ile birlikte Canım Kardeşim adlı filmde başrol oynamıştır. Film Yeşilçam’ın klasikleri arasına girmiş ve en iyi dram filmlerinden birisi olmuştur. 1973 yılında son olarak Bebek Yüzlü adlı filmde oynamıştır.
1974 yılında vizyona giren Oh Olsun filminde Hale Soygazi ile birlikte başrol oynamıştır. Ardından Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği Esir Hayat filminde Perihan Savaş ile başrol oynamıştır. Memleketim, Kanlı Deniz gibi filmlerde oynadıktan sonra, Mahçup Delikanlı ve Boşver Arkadaş adlı filmlerde boy göstermiştir. 1975 yılında Yeşilçam’ın en iyi filmlerinden birisi olarak gösterilen ve büyük oyuncu kadrosunun yer aldığı Mavi Boncuk adlı filmde yer almıştır. Filmdeki Emel Sayın’ı kaçırma sahnesi ise Yeşilçam’ın akılda kalan büyük sahnelerinden birisi olmuştur. Ardından Yeşilçam’ın gelmiş geçmiş en büyük komedi filmlerinden birisi olarak kabul edilen Hababam Sınıfı adlı filmde “Damat Ferit” adlı karakteri canlandırmıştır. Film 1975 yılında gişede hasılat rekoru kırmıştır. Film İmdb adlı internet sitesinde 9.5/10 alarak tarihin en yüksek puanlarından birini almış, büyük başarılara imza atmıştır. Filmdeki her karakter ve her sahne hafızalara kazınmıştır. Filmden Kel Mahmut, Hafize Ana, Güdük Necmi, Damat Ferit, Tulum Hayri, Hayta İsmail, Domdom Ali, Deli Bedri, Badi Ekrem ve Kemal Sunal ile özdeşleşmiş olan İnek Şaban gibi karakterler çıkmıştır. Hababam Sınıfı’nın ardından, Ateş Böceği adlı romantik-komedi filminde Necla Nazır ile başrol oynamış, film vizyona girdiğinde büyük başarı göstermiştir. Ardından, Çapkın Hırsız ve Gece Kuşu Zehra gibi filmlerde başrol oynamıştır. Bu filmlerin ardından 1975 yılında art arda üç romantik-komedi filminde oynamıştır. Delisin ve Evcilik Oyunu filmlerindeki büyük başarısından sonra Yeşilçam’ın bilinen en iyi romantik-komedi filmlerinden birisi olarak kabul edilen Ah Nerede adlı filmde Gülşen Bubikoğlu ile başrol oynamıştır. Film vizyona girdiği dönemde büyük bir hasılat elde etmiştir. 1976 yılında Yeşilçam sinemasının en kalabalık kadrolarından birisi olarak kabul edilen Bizim Aile adlı filmde rol almıştır. Film klasikler arasına adını yazdırmıştır ve en iyi Türk filmlerinden birisi olarak tarihe geçmiştir. Aynı yıl Gizli Kuvvet ve Cani adlı filmlerde oynamıştır. 70’li yıllarda Gülşen Bubikoğlu ile oynadığı romantik-komedi filmleri ile büyük sükse yapmıştır. Bubikoğlu ile Kader Bağlayınca adlı bir filmde daha oynamıştır. 1976 yılında son olarak Öyle Olsun ve Aşk Dediğin Laf Değildir adlı filmlerde rol almıştır.
1977-1989: Tarz değişimi ve Ödüller
1976 yılından sonra ciddi bir karar alarak değişme kararı almıştır. Oynadığı romantik-komedi filmleri ile büyük ün kazanmıştır. Romantik-komedi filmlerinin çizgisinden çıkıp daha ciddi filmlerde oynama kararı aldığında henüz 28 yaşındadır. 1977 yılından sonra bıyık bırakarak daha ağır rollerde oynamıştır. 1977 yılında az da olsa yine romantik-komedi ve komedi filmlerinde oynamıştır. Bunlardan ilki 1970’li yıllarda Gülşen Bubikoğlu ile birlikte oynadığı son romantik-komedi filmi Bizim Kız adlı film olmuştur. Aynı yıl Öztürk Serengil ve Robert Widmark ile bir komedi filminde rol almıştır. 1970’li yıllarda oynadığı son komedi filmi ve oynadığı son bıyıksız film Sevgili Dayım adlı film olmuştur. Bıyıklı olarak oynadığı ilk film Baraj adlı dram, gerilim filmi olmuştur. Ardından Nehir adlı filmde rol almıştır. 1978 yılında Şeref Sözü adlı Perihan Savaş ile oynadığı dram filmi vizyona girmiştir. Daha sonra Maden adlı filmde Cüneyt Arkın ile başrol oynamıştır. Film çok büyük başarı elde etmiştir. Yeşilçam tarihinin en iyi filmlerinden birisi olarak kabul edilmiştir. Bu büyük başarının ardından, Seninle Son Defa adlı filmde oynamıştır. Filmin bir bölümü Kıbrıs’ta çekilmiştir. Ardından Erden Kıral’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Kanal adlı filmde oynamıştır. Filmin müzikleri, 1979 yılında Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Müzik Ödülü’nü almıştır. Bu filmden sonra, 1978 yılında çekimlerine başlanan ve 1979 yılında vizyona giren, Zeki Ökten’in en iyi filmlerinden birisi olarak bilinen Sürü adlı filmde Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz ile birlikte başrolleri paylaşmıştır. Film büyük yankı uyandırmış ve Yeşilçam’ın en iyi filmleri arasına girmeyi başarmıştır. Film, 12 Ekim 2011 tarihinde düzenlenen Altın Portakal Film Festivali’nde Geç Gelen Altın Portakallar gecesinde En İyi Film ödülünü almıştır. Ödülün filmden 31 yıl sonra alınmasının nedeni ise, 12 Eylül Darbesi’nden dolayı 1980 yılında ödül gecesinin düzenlenememesidir. 1978 yılında son olarak Lekeli Melek adlı filmde rol almıştır. 1979 yılına gelindiğinde, ilk olarak Atıf Yılmaz’ın yönettiği Adak adlı filmde Necla Nazır ile başrol oynamıştır. Ardından, Demiryol adlı filmde usta oyuncu Fikret Hakan ile birlikte başrol oynamıştır. Film, Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Film”, “En İyi Yonetmen” (Yavuz Özkan), “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” (Sevda Tolga) ve “En İyi Erkek Oyuncu” (Fikret Hakan) dalında dört ödül alarak büyük başarı göstermiştir. 1980 yılında 12 Eylül Darbesi’nden dolayı Yeşilçam’da çok az film çekilmekteydi. Tarık Akan, bu nedenle bu yıl içerisinde hiçbir filmde rol almamıştır. 1981 yılında ilk olarak Müjde Ar ile başrol oynadığı Deli Kan adlı filmde oynamıştır. Filmin yönetmeni Atıf Yılmaz, filmi Zeyyat Selimoğlu’nun 1976 yılında yayınlanan Deprem adlı hikâye kitabından uyarlamıştır. Ardından, Herhangi Bir Kadın adlı filmde yer almıştır. Bu filmden sonra Yılmaz Güney ve Şerif Gören’in birlikte yönetmenliğini üstlendiği Yeşilçam’ın gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden birisi olan Yol adlı filmde Şerif Sezer ile birlikte başrol oynamıştır. Film, senaryo aşamasındayken adı Bayram olarak belirlenmiş, fakat sonradan değiştirilmiştir. Film 1982 yılında dünyanın en prestijli ödül törenlerinden birisi olarak kabul edilen Cannes Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Palmiye’yi alarak Türkiye’ye bir ilki yaşatmıştır. Film dünya çapında gösterime girmiştir. Tarık Akan, Cannes’a “En İyi Erkek Oyunu” dalında aday gösterilmiştir. Filmi, 1983 yılından sonra izlemek yasaklanmıştır. Fakat, 1999 yılında İmaj stüdyoları tarafından tekrar restore edilerek aynı yılın Şubat ayında gösterime girmiştir.
1982 yılında Nazmi Özer’in Arkadaşım adlı filminde oynamıştır. Daha sonra, Fatma Girik ile birlikte başrollerini paylaştığı Kaçak adlı filmde oynamıştır. Filmin ilk versiyonunu 1962 yılında Ömer Lütfi Akad, Üç Tekerlekli Bisikler adıyla çekmiştir. 1983 yılında ilk olarak Derman adlı filmde Hülya Koçyiğit ile birlikte başrol oynamıştır. Ardından, Çocuklar Çiçektir ve Gecenin Sonu gibi filmlerde rol aldıktan sonra, Beyaz Ölüm adlı polisiye-suç filminde Ahu Tuğba ile başrol oynamıştır. 1984 yılında ilk olarak Zeki Ökten’in yönettiği Pehlivan adlı filmde oynamıştır. Akan, bu filmdeki performansı ile 21. Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanmıştır. Sonra, oyuncu kadrosunda Ahu Tuğba, Nuri Alço, Diler Saraç ve Şemsi İnkaya gibi isimlerin bulunduğu Yosma adlı filmde oynamıştır. Ardından, Damga ve Kayıp Kızlar adlı filmlerde oynamıştır. 1984 senesinde oynadığı son film, 70’li yıllarda oynadığı her filmle olay olduğu partneri Gülşen Bubikoğlu ile birlikte Alev Alev filmiyle olmuştur. Filmin bir diğer başrol oyuncusu ise usta aktör Cüneyt Arkın olmuştur. 1985 yılında Muammer Özer’in yönettiği Bir Avuç Cennet adlı filmde Hale Soygazi ile birlikte başrol oynamıştır. Türkiye-İsveç ortak yapımı olan film yurt içi ve yurt dışında toplam beş ödül kazanmıştır. Bunlardan birisi “İsveç Göçmen Filmleri Festivali”, Özel Ödülü’dür. Filmin ardından, 1985 yılında oynadığı ikinci film Kan adlı filmde “Haydar Ali” rolünü canlandırmıştır. Daha sonra, Hülya Avşar’la birlikte başrol oynadığı Tele Kızlar adlı filmde “Şahin” karakterini canlandırmıştır. 1985 yılında son olarak Son Darbe ve Paramparça adlı filmlerde oynamıştır. 1986 yılında Halkalı Köfte, Adem ile Havva, Acı Dünyalar, Ses ve Kıskıvrak gibi filmlerde oynadıktan sonra, Erdal Özyağcılar ve Oya Aydoğan ile birlikte başrol oynadığı Beyoğlu’nun Arka Yakası adlı filmde oynamıştır. 1987 yılı içerisinde Yağmur Kaçakları, Skandal, Su Da Yanar gibi çeşitli filmlerde oynamıştır. Fakat aynı yıl oynadığı Çark adlı film çok büyük bir çıkış yapmıştır. İşçi sınıfının en örgütsüz ve en çok ezilen kesimlerinin yaşantısına ışık tutan özelliğiyle dönemin en dikkat çekici filmlerinden birisi olmuştur. 1987 yılında son olarak Kızımın Kanı adlı filmde oynamıştır. 1988 yılında sadece üç filmde rol almıştır. Bunlar El Kapıları, Dönüş ve Üçüncü Göz adlı filmlerdir. 1989 yılında İkili Oyunlar, İsa, Musa, Meryem, Leyla ile Mecnun ve Kimlik adlı filmlerde oynamıştır, bunlardan en çok ses getireni Meral Konrat ile birlikte oynadığı “İsa, Musa, Meryem” filmi olmuştur.
1990-2016
1990’lı yıllarda daha az sinema filmlerinde yer almıştır. 1990 yılında Bir Küçük Bulut, Devlerin Ölümü ve Berdei gibi filmlerde oynadıktan sonra aynı yıl oynadığı son film Karartma Geceli adlı filmde Nurseli İdiz ile birlikte başrol oynamıştır. Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan film 1991 senesinde senesinde yut içinde ve yurt dışında birçok ödül almıştır. 1991 yılında Bir Kadın Düşmanı ve Uzun İnce Bir Yol adlı filmlerde oynadıktan sonra, aynı yıl oynadığı Siyabend ile Heco adlı, iki kürt gencin aşk yaşamını anlatan filmde bir kez daha dikkatleri üzerine çekmiştir. 1992 yılında hiçbir filmde oynamamış, fakat ilk kez bir televizyon dizisinde rol almıştır. Taşların Sırrı adlı dizide “Kuray” adlı karakteri canlandırmıştır. Dizi Star’da yayınlanmıştır. 1993 yılında ise ne TV dizisinde ne de sinema filminde oynamamıştır. 1994 yılına gelindiğinde Yolcu ve Çözülmeler adlı iki sinema filminde oynamıştır. 1995 yılında ise beş yönetmene ait beş kısa filmden oluşan Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey adlı filmde rol almıştır. 1996 yılında hiçbir filmde rol almayan oyuncu, 1997 yılında bir yıllık bir sürenin ardından Mektup ve Antika Talanı adlı iki filmde oynamıştır. 1998 senesinde de hiçbir filmde rol almamıştır. 1999 yılında ilk olarak Hayal Kurma Oyunları adlı filmde Ayşegül Aldinç ile başrol oynamıştır. Ardından aynı sene oynadığı 1980 darbesinin bir aile üzerindeki etkisini anlatan Eylül Fırtınası adlı filmde Zara, Nejat İşler, Hazım Körmükçü, Kutay Özcan ve Deniz Türkali ile beraber oynamıştır. 2000 ve 2002 yılları arasında oyunculuğa ara veren Akan, 2002 yılında tekrar beyaz perdeye geri dönmüştür. İlk olarak Gülüm adlı filmde oynamış, daha sonra Abdülhamid Düşerken adlı, kadrosunda büyük oyuncuların yer aldığı ve Yeşilçam tarihinin 1 milyon doları aşan bütçesiyle o zamana kadar çekilmiş en pahalı filminde oynamıştır. Ardından TRT 1’de yayınlanan gençlik dizisi Koçum Benim’de başrol oynamıştır.
Koçum Benim adlı dizisi devam ederken, 2001 yılında çekilen Vizontele adında klasik olmuş olan filmin, 2004 yılında çekilen ikinci filmi Vizontele Tuuba adlı filmde “Güner Sernikli” adlı karakteri canlandırmıştır. Aynı yıl Koçum Benim adlı dizisi bittikten sonra Gece Yürüyüşü adlı televizyon dizisinde oynamış fakat dizi fazla sürmemiştir. 2006 yılında Ankara Cinayeti adlı filmde oynamıştır. Aynı yıl dördüncü televizyon dizisi olan Ahh İstanbul adlı dizide oynamıştır, fakat bu dizisi de fazla sürmemiştir. Oyunculuğa iki yıl ara veren Tarık Akan, 2009 yılında Şerif Sezer ile birlikte Yol filminin ardından Deli Deli Olma adlı sinema filminde oynamıştır. Film iyi bir hasılat elde etmiştir. Filmde Akan’ın gençliğini büyük oğlu Barış Zeki Üregül oynamıştır.
Güncelleme: 12 Nisan 2020 16:36
ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) tarafından Çarşamba günü yapılan resmi açıklamada, geri çağırma kapsamına 550 bin 7 aracın girdiği belirtildi. Söz konusu karar, belirli 2021-2024 model yıllarına ait Highlander ve Highlander Hybrid model araçları kapsıyor. İncelemeler sonucunda, bu araçların ikinci sıra koltuk arkalıklarının ayar sırasında yerine tam olarak kilitlenemediği tespit edildi. Bu durumun, olası bir kaza anında yolcuların güvenliğini tehlikeye atabileceği ve yaralanma riskini önemli ölçüde artırabileceği kaydedildi. Koltuk mekanizmasındaki teknik hata ve çözüm süreci NHTSA tarafından detaylandırılan teknik raporda, araçların ikinci sıra koltuklarında bulunan koltuk arkalığı yatırma tertibatındaki bir arıza üzerinde duruluyor. Belirlenen modellere ait mekanizmalarda yer alan geri dönüş yaylarının, kullanım sırasında kilitlenme işlevini yerine getirmeyebildiği ifade edildi. Bu durumun sürüş güvenliğini doğrudan etkileyebileceği vurgulanırken, Toyota'nın söz konusu güvenlik açığını gidermek için kapsamlı bir onarım programı başlattığı bildirildi. Şirket, yetkili servisler aracılığıyla gerçekleştirilecek olan bu operasyonda, sorunlu olduğu tespit edilen koltuk arkalığı yatırma tertibatlarındaki geri dönüş yaylarını yenileriyle değiştirecek. Geri çağırma işlemi kapsamında yapılacak tüm parça değişimleri ve işçilik hizmetleri, araç sahiplerine herhangi bir ek maliyet yansıtılmadan, tamamen ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Araç sahiplerine yönelik bilgilendirme sürecinin kısa süre içinde resmi kanallardan başlatılması bekleniyor. Otomotiv sektöründe güvenlik denetimleri ve Toyota'nın pazar konumu Son yıllarda küresel otomobil pazarında artan teknolojik karmaşıklık ve sıkılaşan güvenlik denetimleri, üreticilerin büyük ölçekli geri çağırma kararlarını daha sık duyurmasına neden oluyor. Toyota’nın bu son hamlesi, özellikle markanın en popüler SUV modellerinden biri olan Highlander üzerindeki kalite kontrol süreçlerini yeniden gündeme taşıdı. Kuzey Amerika pazarı, Toyota için kritik bir öneme sahip olduğundan, şirketin bu tür güvenlik risklerine karşı hızlı aksiyon alması, marka sadakati ve tüketici güvenini koruma stratejisi olarak değerlendiriliyor. Piyasa uzmanları, bu tür geri çağırma operasyonlarının kısa vadede maliyetleri artırsa da, uzun vadede markaların hukuki sorumluluklarını azaltması ve güvenlik imajını güçlendirmesi açısından kritik olduğunu vurguluyor. Gelecek dönemde benzer teknik incelemelerin diğer pazarlara da yansıyıp yansımayacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor. Bu gelişmenin ardından Toyota hisselerinin piyasa performansı ve tüketici geri bildirimleri, otomotiv sektöründeki genel kalite standartları tartışmalarını da beraberinde getirebilir.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki çatışmaların sona ermek üzere olduğuna dair yaptığı açıklamaların ardından, değerli metalin ons fiyatında belirgin bir artış kaydedildi. Comex piyasasında Mart vadeli altın sözleşmeleri, Dow Jones endeksi verilerine göre yüzde 2,7 oranında değer kazanarak 5.229 dolar seviyesine tırmandı. Gümüş vadeli işlemleri ise aynı dönemde yüzde 6’lık sert bir yükselişle altına eşlik etti. Normal şartlarda jeopolitik risklerin azaldığı dönemlerde satış baskısı altında kalması beklenen altının, de-eskalasyon (gerilimin düşmesi) mesajları verilirken yükselmesi piyasa analistleri tarafından "beklentilerin aksine bir hareket" olarak nitelendiriliyor. Risk iştahındaki artış ve dolar endeksindeki geri çekilme Altın fiyatlarındaki bu sıra dışı yükseliş, küresel piyasalardaki genel risk iştahının artması ve riskli varlıklara yönelimin güçlenmesiyle ilişkilendiriliyor. ADM Investor Services Başekonomisti Marc Ostwald, konuya ilişkin değerlendirmesinde, değerli metallerdeki bu hareketin hisse senedi piyasalarındaki yükselişle paralel bir "risk açık" (risk-on) iştahının parçası olduğunu ifade etti. Jeopolitik gerilimin düşmesiyle birlikte enerji maliyetlerinde yaşanan rahatlama, küresel ekonomiye dair olumlu beklentileri destekleyerek varlık fiyatlarını yukarı çekiyor. Diğer taraftan, ABD dolarının diğer para birimleri karşısındaki değerini ölçen DXY dolar endeksinin, petrol fiyatlarındaki düşüşe paralel olarak gerilemesi altını destekleyen bir diğer unsur oldu. ABD doları ile altın fiyatları arasındaki geleneksel ters korelasyonun çalışması, doların zayıfladığı bu süreçte değerli metalin elini güçlendirdi. Başkan Trump’ın İran’daki operasyonların "büyük ölçüde tamamlandığına" dair sosyal medyaya yansıyan ifadeleri, piyasada ilk etapta belirsizliğin azaldığına dair bir iyimserlik yaratsa da, bu durumun kalıcılığı faiz politikalarına yönelik beklentilere bağlı görünüyor. Merkez bankalarının alımları ve altın fiyatlarını etkileyen unsurlar Piyasadaki anlık jeopolitik gelişmelere ek olarak, fiziksel altın talebindeki kurumsal süreklilik fiyatların desteklenmesinde kritik bir rol oynuyor. Çin Merkez Bankası’nın (PBoC) resmi verilerine göre, banka Şubat ayında üst üste 16. ayında da altın rezervlerini artırmaya devam etti. Çin’in toplam altın rezervlerinin 74,2 milyon onsa ulaşması, merkez bankalarının portföylerini çeşitlendirme stratejisinin sürdüğünü ve bu durumun fiyatlar için uzun vadeli bir destek seviyesi oluşturduğunu kanıtlıyor. Ekonomist Marc Ostwald’a göre, piyasalardaki mevcut atmosfer her ne kadar iyimser görünse de riskler tamamen ortadan kalkmış değil. Gerilimin yeniden tırmanması durumunda petrol fiyatlarının tekrar yükselişe geçebileceği ve bunun da merkez bankalarının faiz indirimlerini askıya almasına neden olabileceği vurgulanıyor. "Yüksek faiz, uzun süre" (higher-for-longer) senaryosunun geri dönmesi, normal şartlarda altın fiyatları üzerinde baskı oluşturabilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Özetle, altın fiyatları kısa vadede jeopolitik manşetler ve doların seyriyle yön bulsa da, uzun vadeli projeksiyonlarda küresel para politikaları ve merkez bankası rezerv yönetimi hamleleri belirleyici olmaya devam edecektir.
Dünyanın en büyük kripto parası, son 24 saat içinde yüzde 0,7 değer kaybederek 69.922 dolar seviyelerinden işlem görüyor. Yatırımcıların Orta Doğu'daki jeopolitik gelişmeleri ve bugün açıklanacak olan ABD enflasyon verilerini yakından takip etmesi, piyasalarda temkinli bir bekleyişe yol açtı. Bitcoin’deki bu aşağı yönlü ivme diğer dijital varlıklara da yansırken; Ethereum yüzde 1,4, XRP ise yüzde 0,4 oranında değer kaybı yaşadı. Piyasalardaki bu geri çekilme, küresel finans piyasalarındaki genel düşüş eğilimiyle paralellik gösteriyor. Küresel piyasalar ve Bitcoin fiyatı üzerindeki makroekonomik baskılar Dijital varlıklardaki değer kaybı, geleneksel finans piyasalarındaki satış baskısını takip ediyor. Salı günü Dow Jones endeksi yüzde 0,1 oranında sınırlı bir düşüşle kapanırken, S&P 500 endeksi yüzde 0,2 değer kaybetti. Özellikle İran ile ilgili askeri sürece dair net bir takvimin ortaya çıkmaması, risk iştahını baskılayan temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı dönemlerde yatırımcıların riskli varlıklardan uzaklaşma eğilimi, kripto para birimleri üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Öte yandan piyasa aktörleri, bugün açıklanacak olan Şubat ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) raporuna odaklanmış durumda. Bu rapor, enflasyonun ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikası üzerindeki olası etkilerini anlamak açısından kritik bir önem taşıyor. Enflasyon verilerinin beklentilerin üzerinde gelmesi durumunda, Fed'in sıkı para politikası duruşunu koruyabileceği endişesi kripto para birimlerindeki volatiliteyi artırabilir. Fed faiz kararı beklentileri ve kripto piyasasında görünüm ABD Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) 17-18 Mart tarihlerinde yapacağı toplantıda faiz indirimi ihtimali, CME FedWatch aracına göre yüzde 1'in altında seyrediyor. Buna rağmen, kripto para yatırımcıları enflasyon raporunu ABD para politikasının izleyeceği yolu tahmin etmek için dikkatle inceliyor. Tarihsel olarak faiz oranları ile dijital varlık fiyatlarının ters yönde hareket etme eğilimi, enflasyon verisini kripto para ekosistemi için en önemli makroekonomik değişkenlerden biri haline getiriyor. Yüksek seyreden faiz oranları, yatırımcıları daha güvenli limanlara yönlendirirken Bitcoin fiyatı gibi riskli varlık sınıfları üzerinde likidite baskısı yaratıyor. Piyasa analistleri, enflasyonda kalıcı bir yavaşlama sinyali gelmedikçe kripto varlıklardaki yükselişin sınırlı kalabileceğini değerlendiriyor. Sonuç olarak, Orta Doğu’daki askeri gerilimin seyri ve Fed’in faiz patikasını belirleyecek olan veriler, kısa vadede kripto piyasasının yönünü tayin edecek ana unsurlar olmaya devam edecektir.
Küresel gösterge olan Brent petrol vadeli işlemleri yüzde 5 artışla varil başına 92,47 dolara ulaşırken, Batı Teksas türü (WTI) ham petrol vadeli işlemleri ise günün erken saatlerinde yüzde 5,8 değer kazanarak 88,27 dolardan işlem gördü. Piyasalardaki bu hareketlilik, enerji devleri Exxon, Chevron ve Occidental Petroleum hisselerinin de açılış öncesi işlemlerde yukarı yönlü bir ivme kazanmasına yol açtı. Fiyatlardaki artışta, bölgedeki jeopolitik risklerin yanı sıra IEA'nın tarihindeki en büyük rezerv boşaltma hamlesine hazırlandığına yönelik raporlar belirleyici oluyor. Hürmüz Boğazı'nda askeri hareketlilik ve arz güvenliği endişeleri Hürmüz Boğazı’nda tırmanan askeri hareketlilik, küresel petrol arzına yönelik endişeleri zirveye taşıyarak fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. ABD Merkez Komutanlığı tarafından yapılan açıklamada, Salı geç saatlerde Hürmüz Boğazı yakınlarında İran’a ait 16 mayın döşeme gemisinin etkisiz hale getirildiği bildirildi. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı boğaza mayın döşenmesinin "daha önce görülmemiş düzeyde" askeri sonuçlar doğuracağı yönündeki uyarısının ardından geldi. Bölgedeki riskler sadece askeri müdahalelerle sınırlı kalmıyor; Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) bir kargo gemisinin tanımlanamayan bir cisimle vurulduğunu, gemide yangın çıktığını ve mürettebatın tahliye edildiğini duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise Salı günü yaptığı açıklamada, boğazdan tek bir litre petrolün bile geçişine izin verilmeyeceğini ifade ederek gerilimi tırmandırdı. Ancak gemi takip verileri, İran’ın Çin başta olmak üzere bazı sevkiyatlara devam ettiğini gösteriyor. Bölgedeki bu volatilite, piyasa oyuncularının arz güvenliği konusundaki fiyatlamalarını doğrudan etkiliyor. Küresel piyasalarda IEA rezerv kararı ve enerji arzı beklentileri Uluslararası Enerji Ajansı'nın 32 üye ülkesinin, bugün tarihin en büyük petrol rezervi hamlesini karara bağlaması bekleniyor. Wall Street Journal'ın haberine göre IEA, piyasaları dengelemek amacıyla 400 milyon varillik bir acil durum rezervini serbest bırakmayı planlıyor. Her ne kadar bu hacimdeki bir arzın fiyatları aşağı çekmesi beklense de, piyasa aktörleri organizasyonun elindeki 1,2 milyar varillik kamu stokunun ve 600 milyon varillik zorunlu ticari envanterin daha büyük bir kısmının devreye alınması ihtimalini de yakından takip ediyor. Hafta boyunca petrol piyasalarında gözlemlenen değişimler, ekonomik verilerden ziyade hızlı gelişen manşetler ve stratejik açıklamalarla yön buluyor. WTI fiyatlarının hafta başında 120 dolar sınırına yaklaştıktan sonra 76 dolar seviyelerine kadar gerilemesi ve ardından yeniden toparlanması, piyasanın ne denli volatil bir yapıya büründüğünü teyit ediyor. Özellikle Washington’dan gelen çelişkili açıklamalar yatırımcıların temkinli duruşunu sürdürmesine neden oluyor. Gelecek dönemde, bölgedeki askeri gerilimin seyrinin ve IEA'nın alacağı somut kararların petrol fiyatlarındaki ana trendi belirlemesi, enerji maliyetlerindeki artışın ise küresel enflasyon beklentilerini yeniden şekillendirmesi öngörülüyor.
SUS’un Finans Direktörü Nick Wu, “Apple’ın tarihsel olarak oldukça premium fiyatlandırma stratejisi göz önüne alındığında, bu kadar uygun fiyatlı bir ürün piyasaya sürmesi tüm pazar için gerçekten büyük bir sürpriz” dedi A. Bu ifade, Seeking Alpha tarafından yayımlanan kazanç toplantısı (earnings call) transkriptine dayanıyor. Wu’nun sözleri toplantıda bulunan bir tercüman tarafından İngilizceye çevrildi. Wu, MacBook Neo’nun yalnızca 8 GB RAM gibi bazı sınırlı teknik özelliklere sahip olduğunu ve bunun belirli uygulamaların kullanımını etkileyebileceğini düşündüğünü söyledi. Ancak MacBook Neo incelemesi yapan Patrick Tomasso, dizüstü bilgisayarda DaVinci Resolve ve Final Cut Pro’da 4K video oynattı, Adobe Lightroom’da fotoğraf düzenledi ve Google Chrome’da birçok sekme kullandı. Tüm bunları herhangi bir sorun yaşamadan gerçekleştirdi. Hatta çoğu inceleme MacBook Neo’nun performansını övdü. Wu’ya göre Apple, MacBook Neo’yu daha çok tablet benzeri “içerik tüketimi” odaklı bir cihaz olarak konumlandırıyor gibi görünüyor. “Tabii ki tüm işleri yapamayacağı anlamına gelmiyor, ancak kullanıcı deneyimi ve donanım sınırlamaları göz önüne alındığında deneyimin ana akım ürünlerden önemli ölçüde farklı olduğunu düşünüyorum,” dedi. Buna rağmen Wu, PC endüstrisinin MacBook Neo’nun piyasaya çıkışını “çok ciddiye aldığını” söyledi. “Microsoft, Intel ve AMD gibi üst tedarikçiler dahil tüm PC üreticilerinin bu konuyu çok ciddiye aldığını ve tüm PC ekosisteminde bu ürünle nasıl rekabet edileceğini ciddi şekilde tartıştıklarını düşünüyorum,” dedi Wu. “Tüm PC ekosistemi Apple ile rekabet etmek için karşılık verecek ürünler piyasaya sürecek.” Sonuç olarak Wu, MacBook Neo’nun PC pazarındaki gerçek etkisinin henüz net olmadığını söyledi. “Pazardaki rekabetin nihai sonucunu tahmin etmek zor,” dedi. “Daha fazla zamana ihtiyacımız var.” MacBook Neo’nun piyasaya çıkışıyla birlikte rekabet için geri sayım resmen başlamış durumda.
Xpeng, ikinci nesil P7’nin fiyatlarını açıkladı. 800V mimarisi üzerine geliştirilen elektrikli sedan, 219.800 yuan’dan (yaklaşık 30.750 dolar) başlayan etiketle satışa sunuldu. Selefi Avrupa’da da satıldığı için yeni P7’nin de bir süre gecikmeyle Avrupa pazarına gelmesi bekleniyor. Xpeng P7, özellikleriyle neler sunuyor Yeni Xpeng P7, Çin’de dört farklı donanım seviyesiyle satışa sunuluyor. Ayın başında tanıtılan model, yüksek şarj gücü, uzun menzili ve büyüyen boyutlarıyla dikkat çekiyor. 800V altyapısı sayesinde 486 kW’a kadar şarj 5C desteği sunan sedan, Çin CLTC ölçümlerine göre 820 kilometreye varan menzil vadediyor. Xpeng, yalnızca 10 dakikada 525 kilometrelik menzil kazandırabildiğini, yüzde 10’dan yüzde 80’e şarjın ise 11,3 dakikada tamamlandığını iddia Yeni P7; 5,02 metre uzunluğu, 1,97 metre genişliği ve 3 metrelik aks mesafesiyle selefinden 12 cm daha büyük. Markanın en güncel Xmart Face tasarım dilini benimseyen şık bir liftback olarak karşımıza çıkıyor. Ön bölümde ince bir LED şerit ve aydınlatmalı Xpeng logosu dikkat çekiyor. Tampondaki aktif hava girişi ise sürtünmeyi azaltmak için kapatılabiliyor. P7’nin tasarımındaki diğer öne çıkan unsurlar arasında akıcı bir tavan çizgisi, gövde içine gizlenebilen kapı kolları ve aktif arka spoyler bulunuyor. Tüm bu detaylar sayesinde otomobilin hava sürtünme katsayısı yalnızca 0,201 Cd seviyesinde. İç mekânda ise tamamen yüksek teknolojiye odaklanılmış. Hareket edebilen (15 derece sağ-sol, 10 derece aşağı-yukarı) 15,6 inçlik dokunmatik ekranın yanı sıra Huawei teknolojisiyle geliştirilen 87 inçlik artırılmış gerçeklik özellikli devasa head-up display öne çıkıyor. Ayrıca yapay zekâ destekli sesli asistan ve Xpeng’in kendi geliştirdiği üç Turing AI çipi (toplam 2.500 TOPS işlem gücü) de sisteme entegre edilmiş. Bu çipler sadece bilgi-eğlence ve navigasyon için değil, Seviye 3 otonom sürüş özellikleri için de kullanılıyor. 23 hoparlörlü ses sistemine sahip olan model, 575 litre bagaj hacmine sahip. Arka koltuklar katlandığında bu değer 1929 litreye kadar çıkıyor. Ayrıca ön tarafta da 57 litrelik bir depolama alanı (frunk) mevcut. Elektrikli sedan, 74,9 kWsa LFP ve 92,2 kWsa NMC olmak üzere iki batarya seçeneğiyle geliyor. Versiyona göre menzil 702 ila 820 kilometre arasında değişiyor. Arkadan itişli baz model 270 kW güç sunarken, çift motorlu dört çeker versiyon 437 kW’a ulaşıyor ve 0’dan 100 km/s’ye sadece 3,7 saniyede çıkıyor. Konfor tarafında ise standart olarak sunulan çift körüklü havalı süspansiyon devreye giriyor. Xpeng, sedanı dört farklı versiyonla satışa çıkarıyor: P7 720 olarak adlandırılan giriş versiyon, büyük bataryaya sahip P7 820, çift motora sahip dört tekerlekten çekişli P7 750 AWD ve kısa süre önce tanıtılan makas kapılı (yukarı doğru açılan kapılar) özel AWD versiyonu. Bu özel versiyon, Çin'de 42.200 dolarlık fiyat etiketine sahip. Avrupa’da satışa sunulması neredeyse kesin gözüyle bakılsa da, Çinli elektrikli araçlara getirilen ek gümrük vergileri ve ithalat maliyetleri nedeniyle fiyatların Çin’e kıyasla oldukça yüksek olması bekleniyor.