Sağlık konularıyla ilgilenen pek çok kişi kapı kontrol teorisi nedir sorusu gündemde. Ağrı’nın en önemli özelliği diğer faktörler tarafından kolayca değiştirilebilir olmasıdır. Ağrı sinyalin gücü omuriliğe aynı anda gelen bir başka duyumsal bilgiye bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bedenin uzak bölgelerinden omuriliğe ağrı bilgisi taşıyan sinir lifleri ve uzantılarının hepsi aynı yapıda değildir. Peki, kapı kontrol teorisi nedir? İşte, kapı kontrol teorisi nedir sorusunun detaylı yanıtı…
Kapı kontrol teorisi nedir?
Ağrı bugüne değin birçok biçimlerde tanımlanmıştır. Örneğin Aristotales ağrıyı neşe gibi bir duygu olarak nitelendirirken, Descartes sıcak, soğuk gibi bir duygu olarak nitelendirmiştir. Aristotales’ten, Descartes’ten gelen süreç; ister sıcak-soğuk ister neşe gibi bir duygu olsun, olayın tek tek değil bir bütün olarak ele alınmasını ortaya koymuştur. Uluslararası Ağrı Araştırmalarının Teşkilatı’na (International Association for the Study of Pain=IASP) göre ağrı; “Var olan veya olası doku hasarına eşlik eden veya bu hasar ile tanımlanabilen, hoşa gitmeyen duyusal ve duygusal deneyim” ve “bir korunma mekanizması” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre ağrı, bir duyum ve hoşa gitmeyen yapıda olduğundan her zaman özneldir. Bu nedenle ağrı deneyimini değerlendirirken hem fiziksel hem de fiziksel olmayan bileşenlerini birlikte göz önünde tutmak gerekir.
1965 yılında Melzack ve Wall’un ortaya koyduğu kapı kontrol teorisi, ağrı ilgisi olmayan sinir akımlarının (örnekler: ağrıyan bölgeyi ovuşturmak, dikkati ağrıyan bölge dışında başka bir aktiviteye odaklamak) beyne ulaşmaya çalışan ağrı akımları (örnekler: bel ağrısı, fibromiyalji) ile yarıştığını söylemektedir. Bu yarışma, aktarılabilen akımların sayısını kısıtlayan bir darboğaz ya da nöral kapı oluşturuyor. Diğer bir deyişle, kişinin ağrıyan bölgeyi ovuşturması; ağrı ile ilgili olmayan akımların sayısını artırır ve ağrı ile ilgili akımların geçişini azaltır. Sonuç olarak ağrı sinyalleri azaldığından ağrı hissi zayıflar. Nöral kapı fiziki bir yapı değildir. Onu daha çok beyne ulaşmaya çalışan ağrıyla ilgili akımlar ve ağrıyla ilgili olmayan akımlar arasındaki yarış olarak tanımlayabiliriz.
Kapı kontrol teorisi bir Amerikan futbol oyuncusunun önemli bir maçın son 6 dakikasını kırık bir bilekle nasıl oynayabildiğini açıklayabilir. Kapı kontrol teorisi, futbolcunun oyuna olan konsantrasyonu ve maça karşı hissettiği duygusal bağ sayesinde beyninin gönderdiği sinyallerin beyindeki (omurilikteki) nöral kapıları ağrıyla ilgili olmayan sinyaller vasıtasıyla kapatmasına yol açtığını belirtmektedir. Kapanan nöral kapılar yaralı bilekten gelen ağrı sinyallerinin geçmesine engel olduğu için ağrı hissinin önüne geçer. Maç bittikten sonra ise oyuncunun konsantrasyonu ve duygusal durumu normale geri döner. Nöral kapılar açılır, kırık bileğinden gelen sinir akımları beyne ulaşır ve oyuncu ağrıyı hissetmeye başlar.


